Menü

Eski İstanbul Esnafları

0

İstanbul tarih boyu gelmiş geçmiş büyük medeniyetlere ev sahipliğinde bulunmuş tarihi kentlerden biri.. Kısacası dört başı mamur bir şehir olma özelliğini taşımış, günümüzde de taşımaya devam etmektedir.. Bakkalından çöpçüsüne, berberinden bekçisine, arabacısından çengisine, nicelerine kadar o bütünlüğü sırtında taşıyan en büyük emektarlardan biri.. Sokaklarında arabanın bulunmadığı ve emeğin insan omzuna dayadığı zamanlarda sayılı dükkânın olduğu bir devri düşünün. Osmanlı esnafı bu kentin duyulabilecek en büyük seslerindendir. Bu teknolojik ve umursamazlık ortamında yapılan alışveriş karşısında; sokak sokak dolaşan, belirgin mahallerde tezgâh açıp malını satan, kendine özgü kıyafetleriyle boy gösteren esnaf çok daha cezp edici durum alıyordu. Sokaklarda sakız gibi, başındaki fesiyle bakır güğümlere hazırlanan buz gibi şerbetin tadı hala damaklardadır. İçilen bir bardak nar, ayva, armut, elma, böğürtlen şerbeti 32 dişe keman çaldıran haliyle hatıralardaki canlılığını hala koruyor.

İstanbul’un en renkli siması olan sokak simitçileri çıtır çıtır hazırlayıp pişirdikleri simitleriyle İstanbul’un gözde esnafı arasındadır. Rengârenk kıyafetleriyle, kulak çınlatan bağırtısıyla her semtin gezici esnafı olmuştur simitçiler. Simit o zamanların en değerli yiyeceklerinden biri olduğundan her fırın o sokak simidini yapamazdı. Simit yapmak maharet ve ustalık gerektiren sanatların başında geliyordu. Samatya, Beylerbeyi, Galata’nın simitleri üzerine bir başkası çıkamamıştır. Simit yapan esnaflar ve usta elleri mutlaka açılan hamur iyi ayar tutmalıydı. Simit şimdilerde olduğu gibi basit ve kolay malzemelerle yapılmıyordu. Un, süt, şeker, su ve tuzdan yapılan karışım simidin hamurunu oluşturmuştur. Simit şekli verilen hamur daha sonra pekmezli suya batırılarak üzerine bol susam serpilmesiyle taş fırınlarda odun ateşinde pişirilip çıtır çıtır ve altın renk alınca simit tablalarına dizilir, simitçiler bu tablaları kafalarının üzerine oturttukları temiz kasnakların üzerinde sokak sokak gezerek satışa çıkarır. Bu işlem günün beş vaktinde bıkmadan, usanmadan devam eden bir durum oluşturmuştur.

Esnaflarda pek çok sanat kolları oluşturulmuş ve bugüne kadar pek çoğu nostaljik esintilerle bugüne değin yaşatılmaya çalışılmıştır. Macuncular, dönme dolapçılar sadece İstanbul’un esnaf portreleri olmaktan çıkmış, zamanının İstanbul resmini çizmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı döneminde İstanbul esnafı Tahtakale, Süleymaniye, Beyazıt, Eminönü civarlarında yoğunluk kazanır. Bu esnafların en merkezi yeri Kapalıçarşı’dır. İstanbul’un fethinden sonra surların dışında bulunan Eyüp’te çömlekçiler, Üsküdar’da esnaf toplulukları yoğunluk kazanmıştır.  Kazlıçeşme ve Yedikule civarı kasap ve dericilerden oluştu.

Ağızlıkçılar sigara kâğıdının icadıyla el sanatı olarak yeni bir akım başlattılar. Bu sanat Sultan Abdülaziz’in döneminde yaygınlık kazanan bir meslek haline gelmiştir. Daha önceleri çubukla içilen tütün yerini ağızlığa bırakmıştır. Ağızlığın giderek yaygınlaşmaya başlamasıyla lüle ustaları ve çubukçular ağızlık üretmeye başlamıştır. Bu ustalar Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nda toplandılar. Ağızlıkçılar malzeme olarak kiraz, gül, yasemin gibi ağaçlardan bu ürünleri imal etmiştir.

Arzuhalciler zamanın padişahına veya sadrazamına arzuhal vermek isteyen halk için konu hakkında kendilerinden bilgi alıp dinleyerek yazım kuralları çerçevesinde bunları yazan kişilerdir. Arzuhalcilerin yazdığı dilekçelerin hangi makama sunulacağı konusunda çok iyi bilgi sahibi olduğu bilinir.  Bunun yanı sıra arzuhallerin belirli yazım kalıpları içinde bu deyim ve cümleleri bağlayabilmeleri Farsça, Arapça tamlamalar kullanmaları bu cümleleri ezbere bilmeleri arzuhalciliğin baş koşuluydu.

Dalkavuklar varlıklı insanların zengin mekânlarında, konaklarında yaşayan ev halkının ve misafirlerin eğlenceli vakit geçirmelerini temin eden esnaf toplulukları arasındadır.  Dalkavuklar isimlerini kafalarına giydikleri sarıksız kavuk olan dal kavuktan almıştır.

Arabacılar şehir içinde bir yerden diğer bir yere insan taşımasında önemli yer tutar. Bu arabalar tahta tekerlekli oturma yeri karşılıklı 2 uzun koltuktan oluşan üstü kapalı ve atlarla çekilen sistemle hizmet veriyordu. Bu arabaları da idare edenler arabacı esnafından oluşur. Arabacılık mesleği Tanzimat’tan sonra gelişip yaygınlaşan mesleklerden biri olmuştur. Ayı oynatıcıları İstanbul’un hemen hemen her semtinde popülerlik kazanmış mesleklerden biri olarak benimsenmiştir. Ayıcılar yavru ayıları aldıktan sonra ayının ön ayaklarını kızgın bir sacın üzerine bastırarak tef çalar ve ayının oynamasını şartlandırırdı. Ayı oynatıcıları hayvanın hâkimiyetini sağlamak için burnuna halka geçirirdi. Aynı zamanda pençesinden kurtulmak için ayının tırnakları kesilirdi.

Macuncular İstanbul’un en renkli simasını oluşturan esnaflarıydı. Diğer esnaflardan farkı ise yaptıkları macunu müzik eşliğinde satmalarından kaynaklanır. Semt semt dolaşan macunculara ince saz grubu eşlik ederek tezgâh kurulduktan sonra müzik başlar ve müşteri toplanırdı.

Lodosçular lodosun ve fırtınanın çıkmasıyla denizden karaya vuran her türlü eşyayı toplayarak bu eşyaları satardı. Lodosçuluk aynı zamanda babadan kalma mesleklerden biri olmuştur. Her lodosçunun İstanbul’da belirli bir mıntıkası olur ve bu mıntıkalarda faaliyette bulunurdu. Lodosçuların buldukları kıymetli eşyalar İstanbul halkının dedikodu konuları arasında bulunmaktaydı.

Arayıcı esnafı çöplük subaşının denetiminde farklı meslek oluşturan arayıcı esnafları sokak çöplerini toplayarak çöplerden çıkan bakır, çivi, kumaş ve tel parçalarını ayıklayarak paraya dönüştüren kişilerden oluşmaktadır. Ayrıca arayıcı esnaf çıkan yangınlara giderek burayı temizler, kül birikintilerinden çıkan eşyalarla birlikte enkazı yerinden kaldırırdı. Arayıcı esnafın kuşandığı kıyafet tarzı kasık çizmesi, kırmızı meşin kaftan, külah ve kulak örten takkeden oluşur.

Falcılar en gözde mesleğe sahip esnaf sınıfını oluşturur. Yaşamını kafes arkasında geçiren İstanbullu kadınların eğlencesi olan kahve falına baktırdıkları biliniyor. Hemen hemen her mahallede kahve falı bakan falcılar bulunmaktadır.

Tellaklar zamanın en tercih edilen mesleklerinden biri olmuştur. İstanbul’da çok sayıda bulunan hamamlarda müşterilerin vücutlarını sabunlayıp yıkamakla görevli esnaflardır. Tellakların işbaşı kıyafetleri beyaz peştamallarla ayrılırdı. İstanbul’da yaklaşık 2 binin üzerinde tellak bulunmaktadır. Tellaklar yanlarında kokulu sabun, kese ve bıçak taşı bulundururdu.

Esircilerin İstanbul’un eski bir köle merkezi olduğu dönemlerdeki yerleri Eski ve Yeni Bedesten olarak belirlenmiştir. Eski Bedesten’de cariyeler, Yeni Bedesten’de İstanbul’a dışarıdan getirilen erkek köle satışı yapılmaktaydı. Bu köleler genelde açık arttırma ve pazarlık yöntemine dayanılarak yapıldığı zabıtlara geçmiştir. Kölelerde aranan özelliklerin başında güzellik ve gençlik gelmektedir. Kadın cariyenin saz çalması, ev işlerini bilmesi kölelerin fiyatını arttıran özelliklerin başında geliyor. Erkek kölelerin demircilikten anlaması, denizcilikte tecrübeli olması, saraçlık bilmesi, hayvan bakımından anlaması tercih sebeplerini oluşturmaktaydı.

Mahalle bakkalları çocukluğumuzun olmazsa olmazlarıydı. Modernleşen şehir hayatının kaybolmaya yüz tutan sevimli alışveriş mekânlarıydı. Müşterisinin pek çoğuyla alışveriş dışında sohbet eden esnaflardan oluşuyordu mahalle bakkalları… Bu dükkânlarda peşin olan tek şey kapıdan içeri girilip bakkalla selamlaşma alışverişinde bulunmaktır. Gerisi veresiyedir. Mahalleye yeni taşınanlar, maç kritikleri, sağlık ve hastalık sohbetleri hep bu mekânlarda yapılırdı. Mahalle bakkalı deyip geçmemek gerekiyordu. Gömlek düğmesinden, gripine ve aspirine, naylon ayakkabıdan horoz şekeri ve leblebi tozuna kadar her şey bakkal amcada satışa sunulurdu. Özel müşterilere özel ürünler tezgâh altında tutulur, bakkalın sadık müşterilerine satılırdı. Dolayısıyla gerçek müşteri hiçbir zaman mağdur duruma düşürülmezdi. İstanbul’un her semtinde bu bakkallardan mutlaka bir tane bulunurdu. Tarçın, karanfil kokuları ekşimiş yoğurt ve turşu suyuyla, sucuk pastırma kokularına karışırdı. Bütün yiyecek kokularının karmakarışık olduğu eski İstanbul’daki bakkal dükkânlarını yâd etmek, hatırlamak bunları söylemek ne kadar güzel. Bütün eski esnafları kısa satırlarda ifade edebilmek eski bir dostu anmak gibi…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.