Menü

The Crew İncelemesi

0

Ubisoft’un başka hamlelerinden birisi olan The Crew, Assasin’s Creed sorunları arasında güneş gibi parlayarak Ubisoft’un adını temizlemeye kararlı bir şekilde çıkış yapmıştı. Yarış ve RPG ögelerini bir araya getiren oyun bizleri trafiğiyle, farklı hava koşullarıyla ve büyüklüğüyle tam anlamıyla Amerika’ya götürüyor. Ve bu büyük ülkede birçok oyuncunun aynı anda yarışmasını sağlıyor.

Oyunu açtığımızda bizi klişe bir hikaye karşılıyor. Abisini kaybeden ve yıllarca hapiste yatan, daha sonra polisle iş birliği yaparak en tepedeki yarışçıyı alt etmeyi kendine hedef edinen Alex Taylor’u canlandırıyoruz. Hikaye klişe olsa da pek göze batmıyor çünkü oyunda asıl odaklandığımız nokta gerçek yarışçılar ve modifiye sistemi.

Bu devasa haritada aracımızla yüzlerce yarışçının arasında buluyoruz kendimizi. İşte bu sırada devreye RPG oyunlarda görmeye alışık olduğumuz seviye sistemi giriyor. Sanki bir savaş oyunu oynar gibi kendimize ve aracımıza seviye atlattırıyor, yeni fren balataları, yeni amortisörler alıyoruz ve aracımızı güçlendirdikçe ona daha çok bağlanıyoruz. Kendim için konuşayım; son zamanlarda çok aradığım bir duyguyu tattım diyebilirim. İşte bu duydu zırt pırt araba değiştirmeme yani aracına bağlanma duygusu. Ubisoft bu duyguyu yakalamak için çok uğraşmış diyebilirim. İsterseniz oyunu ilk seviyeden son seviyeye kadar tek araçla bitirebilirsiniz ve bu sizi hiç sıkmayabilir.

Peki bunun sırrı ne? Bunun sırrı araçların her ortama uyum sağlayabilmesi. Eğer elinizde bir Camaro varsa onu isterseniz dağda taşta, isterseniz kaymak gibi asfaltta sürebilirsiniz. Arabanızı kullanmaya devam edip seviye atladıkça Street, Dirt, Perf, Raid ve Circuit gibi modlar da size ücretsiz olarak sunuluyor. Bu modlar sayesinde tek tuşla aracınızı bulunduğunuz mekana uygun bir canavara dönüştürmeniz mümkün. Yinede bu özelliğin her araca uygun olmadığını söyleyelim. Eğer bir Camaro ve Mustang değil de Lamborghini sürmek isterseniz yapabileceğiniz tek şey aracınızı biraz daha havalı göstermek ve birazcık daha hızlandırmak.

Çeşitlilik konusundaki sıkıntılar bununla kalmıyor. Araba çeşitliliği de gerçekten insanın gözüne az geliyor. Yaklaşık 50 arabaya sahip olan oyun 200 arabalık rakiplerinin arasında geride kalıyor. Üstelik bu çeşitsizlik modifiye bölümüne de sıçramış. Başta çok hoşunuza gitse de bir süre sonra arabanıza yeni parçalar eklemek veya dışını değiştirmek arabayı güçlendirmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Yinede bu kadar eleştirinin arasında ağzımı açık bırakan bir özellik var ki sormayın. Kaç yarış oyununda böyle bir özellik görebilirsiniz bilmiyorum ama The Crew’da arabanızın içini özelleştirmeniz mümkün. İsterseniz koltukları, konsolu veya kapıları tek yada çift renge boyayabiliyorsunuz. Her yeri tek renk yapmaya kalktığınızda çok sıkıcı dursa da renkleri karıştırmayı çok seveceğinizden eminim.

The Crew tamamen online temalı bir oyun o yüzden beklediğimizden daha boş bulduğumuz yapay zeka sokaklarını gerçek insanlarla belki de arkadaşlarınızla doldurmak için biraz beklemeniz gerekebiliyor. Bu senenin modası olan online oyunlardaki bağlantı sorunları The Crew’da sık sık karşımıza çıkıyor. Bazen hemen oyuna katılırken, bazen yarım saat beklemeniz gerekebiliyor. Bir kere çoklu oyuncu moduna geçtiğiniz anda yarışçılar bulunana kadar o ekranı terketmeniz de mümkün olmuyor. Ne kadar moral bozucu olabileceğini siz düşünün.

Sonlara doğru eleştirilerimi gitgide sertleştirirken cümlelerimi toparlamaya başlasam daha iyi olacak. Sonuç olarak The Crew beklendiği kadar muhteşem bir oyun olmasa da sizi mutlu edeceği, eğer arkadaşlarınızla oynarsanız sizi çok eğlendireceği kesin. Tarihte eşi benzeri bulunmayan bir oyun olarak yarış ve RPG ögelerini birleştirmiş bu yüzden grafik, yapay zeka, ve çeşitlilik gibi konuları biraz daha arka plana itmiş. Eğer arabaları ve yeni şeyler denemeyi seviyorsanız, grafiğe pek takılmıyorsanız ve gerçek insanlarla vakit geçirmekten hoşlanıyorsanız The Crew hoşunuza gidebilir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.